Satrançsever’den: Kuzeyin Veliahtı Paul Keres

Satrançsever’in son sayısında kapak resminde yer verdiğimiz Paul Keres‘in hikayesinin ilk bölümü, yazarlarımızdan Görkem Sivri tarafından kaleme alınmıştı. Derginizde ne gibi yazıların sizleri beklediğine ilişkin bir fikriniz oluşması adına, bu yazıyı (yazarın izinleriyle) sizlerle paylaşmak istedik:

member_514

Görkem Sivri
Eskiye Rağbet: Paul Keres

keres2

Coğrafya Kaderdir: Kuzeyin Veliahtı – Paul Keres
Bölüm- 1

“Şanssızdım. Ülkem gibi…”
- Paul Keres, kendisine neden Dünya Şampiyonu olamadığı sorulduğunda…

Girizgâh Yerine

Rus edebiyatının aşılmaz yazarı Lev Nikolayeviç Tolstoy’un en ünlü eserlerinden “Anna Karenina”, şu cümle ile başlar:
“Mutlu ailelerin tümü birbirine benzer. Mutsuz olanların her birinin ise hikâyesi ayrıdır.”

***

Satranç her şeyden önce bir performans oyunudur. İyi bir performans ortaya koymak için de çok sayıda farklı şeyin “yolunda gitmesi” gerekir. Bu etmenlerden yalnızca birindeki ufak bir pürüz bile sporcuyu optimum performanstan uzaklaştıracaktır. İşte tam da bu yüzden, zirvedeki büyükustalar arasına girmenin yalnızca satranç anlayışına veya “brüt” oyun gücüne bağlı olduğu biçimindeki yaygın kanı akla uygun olmakla birlikte gerçekten uzaktır.

Dünyanın en yetenekli ve çalışkan tenisçisi olmanız size zirveye yakın bir yeri garanti etmez; erken dönemde yaşadığınız bir sakatlık, kulüp doktorunuzun yeterince iyi olmaması ya da uygulanan yanlış bir tedavi kariyerinizin erkenden inişe geçmesine yol açabilir. Belki de basitçe vücudunuzun kendini toparlaması uzun sürüyordur; bir maçta Federer gibi oynarsınız, ama sonraki maça hazır olmak için üç-dört gün size yetmez. En üst düzeyde yetenekli bir Formula 1 pilotu her sezon bir-iki yarış kazanabilir, ancak sezonu şampiyon olarak tamamlamak için bu performansı istikrarlı olarak sürdürmek gerekir. Juan-Pablo Montoya veya Giancarlo Fisichella isimlerini hatırlayan var mı? Şimdilerde adları pek seyrek anılıyor, oysa bir zamanlar F1‘in en hızlı ve yetenekli pilotları arasındaydılar. Onları Mika Hakkinen gibi şampiyonlardan ayıran etmen yetenek değil istikrardı: iyi bir günde pistin en hızlısı olmak bir şeydir, bunu bir yılda on kez gerçekleştirecek kondisyon ve zihinsel stabiliteye sahip olmak ise bambaşka bir şey…

keres21

Şu Dünya Şampiyonluğu Unvanı

“Bir büyükustanın midesi kuvvetli olmalı” demişti Bent Larsen; zira profesyonel bir büyükusta evinde pek sık yemek yiyemez. Uzun yolculuklarda yıpranmamak, alışmadığı yemeklerden rahatsız olmamak, iklim değişikliklerinden kolay etkilenmemek, düzensiz bir hayata bağışıklık… Tüm bunlar üst düzey satrancın ayrılmaz parçalarıdır. Bu sayılanlara kondisyon, sağlık, özel hayat, duygusal hassasiyet gibi öğeleri de eklersek dosyamız iyice kabarır. Yolunda gitmeyebilecek o kadar çok şey var ki! Nitekim kimi “süper-yetenekli” büyükustalar için bile her şey yolunda gitmez. Güzellik ödülü alan veya klasikler arasına giren birçok oyuna imza atarlar, ara sıra dünya şampiyonlarına “hadlerini bildirerek” satranç anlayışında onlardan hiç de geri kalmadıklarını gösterirler, parlak turnuva zaferleri elde ederler, ama bunu üç yıllık bir zamana yayarak unvanı elde edecek istikrardan yoksundurlar. Sebebini soracak olursanız, yaşlı bilge Tolstoy’un da dediği gibi, hepsinin kendine göre nedenleri vardır…

Öte yandan, sebebi ne olursa olsun, bu durum onların oyunlarını dünya şampiyonlarınınkilerden daha az parlak, ya da daha az öğretici yapmaz. Yılda bir kere meyve veren ağacın meyvesinin tadı, iki kere vereninkinden daha mı kötü olmak zorundadır? Chigorin ve Tarrasch’ın oyunları da en az Steinitz ve Lasker’inkiler kadar öğreticidir; Bronstein ve Keres’in oyunları ufkumuzu açmakta Botvinnik, ya da Smyslov’unkilerden asla geri kalmazlar.

İlk Adımlar

7 Ocak 1916′da, 1. Dünya Savaşı’nın tüm hızıyla sürdüğü günlerde, Rus İmparatorluğu’nun Narva kentinde yaşayan Keres ailesinin ikinci oğlu Paul dünyaya geldi. Yaklaşık iki yüzyıldan beri, pek de iyi geçindikleri söylenemeyecek Rus komşularının egemenliği altında yaşayan Estonlar, 1917 yılında Rusya’da gerçekleşen Ekim devriminin ardından imparatorluk askerleri topraklarından çekilince biraz huzur bulur gibi oldular. Ancak sevinmek için henüz çok erken olduğunun farkına varmaları uzun sürmedi, ne de olsa “doğa boşluğu sevmez”: Rus ordularının boşalttığı toprakları bu kez Alman İmparatorluğu işgal etmişti. Gelgelelim iş burada bitmeyecek, 1918’de Dünya Savaşı’nı kaybederek işgal ettikleri her yerden geri çekilen Almanlar ülkeyi Estonlara teslim edecekler, bağımsızlığını ilan eden Estonya’ya bu kez de bu küçük ülkeyi kolay lokma olarak gören Sovyet Kızılordusu saldıracaktı. Deyim yerindeyse kapanın elinde kalan Estonya toprakları, ancak başarılı bir direniş savaşı sonrasında, 1920’de tam anlamıyla bağımsızlığına kavuşacaktı.

keres3

İşte küçük Paul ve ağabeyi Harald’ın ilk yılları böyle bir savaş ortamında geçti. Kışların uzun sürdüğü bir Kuzey Avrupa ülkesinde, savaşın zorluklarına ve kıtlıklara bazen ağır bombardımanın eşlik ettiği çalkantılı zamanlarda yaşıyorsanız, vakit geçirmek için paraya veya havaların iyi gitmesine bağlı olmayan bir uğraş bulmanız çok yerinde olacaktır. Baba Peeter’in en sevdiği uğraşlardan biri de arkadaşlarıyla satranç oynamaktı, işte Paul ve Harald böyle bir aile ortamında satranca ilk adımlarını attılar. Kısa sürede ağabeyi ve babasından daha güçlü bir oyuncu haline gelen Paul’ün serüveni ilk başlarda kimi engellerle karşılaşsa da (annesi, ailenin üç erkeğinin de bu yakışıksız oyunla boşa zaman harcamasından rahatsız olup evde satranç oynanmasını yasaklamış, hatta taşları da yakmıştı), satranç aşkında bir azalma olmadı. Görece ufak bir kentte (ilkokula başladığı Pärnu) bu ilgiyi devam ettirmek kolay değildi elbette, kitap vs. öğretici materyaller pek bulunmuyordu. Yine de küçük Paul, bulabildiği her notasyonu elle kopya ederek kendisine yaklaşık 1000 oyunluk bir “veri tabanı” hazırlamış, ayrıca sağda solda denk geldiği tüm etüt ve problemleri de oturup çözmeye çalışmıştı. Yıllar ilerleyip ilk gençlik çağlarına girdiğinde, önünde yeni bir cephe açılacaktı: yazışmalı satranç.

Tahtasının başına oturup analiz yapmayı çok seven Keres için yazışmalı satranç, yoğun ve yorucu bir okul olduğu kadar stilini de şekillendiren bir arena oldu; kariyerinin sonraki yıllarında bir nevi imzası olacak riskli saldırılara, şüpheli hamlelere ve az oynanan açılışlara olan “zaafını” yazışmalı satranç zamanlarında edindi. Genç satranççının tahtadaki oyunu, bir bakıma hayata karşı genel iyimserliği ve uçarılığı ile bir bütün oluşturmaktaydı: birinciliğe oynadığı turnuvaların kritik son turlarında bile düşünme zamanının yarısını arkadaşlarıyla çene çalarak veya briç oynayarak (!) geçiriyor, haliyle zeitnota giriyor, üstelik açıkça kötü varyantları oynamaktan (örneğin 1 d4 e5?!) çekinmiyordu. Daha o zamanlar belliydi ki bu genç satrancı bir sporcunun kazanma hırsı ile değil, bir sanatçının yaratıcılık kaygıları ve bir kumarbazın adrenalin tutkusu ile oynuyordu.

keres31

1934 yılında Estonya Şampiyonu olan Keres, ertesi sene Polonya’da yapılan satranç olimpiyatlarında ulusal takımın birinci masasıydı. İlk uluslararası sınavına çıkan ve gayet iyi bir skor elde eden (+10 =5 -4) bu genç, zamanın ileri gelen oyuncularında nasıl bir izlenim uyandırmıştı? O günlerin en güçlü birkaç ustasından biri olan Reuben Fine’a kulak verelim:

“1935′teki Varşova Takımlar Turnuvası’nın en şaşırtıcı yeniliği 19 yaşında, sırım gibi ve utangaç bir Estonyalıydı. Ülkesinin adını duyan pek yoktu, Keres’in adını duyan ise hiç yoktu, gelin görün ki birinci masada sergilediği oyun mucizevîydi. Asıl olay dünyanın en ileri gelen oyuncularıyla ilk ciddi karşılaşmalarında ortaya koymuş olduğu hiç de kötü denemeyecek performans değildi; bunu başkaları da yapmıştı. Satranç dünyasında şaşkınlık ve hayranlık uyandıran Keres’in oyunundaki orijinallik, canlılık ve parlaklıktı.”

Fine’ın sözünü ettiği parlak oyunun güzel bir örneği olarak Keres’in İngiliz usta Winter ile olan karşılaşmasına bir göz atalım.

Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki Estonyalı büyükustanın 1960 yılında yayımladığı “Keres’in en iyi oyunları” adlı eseri, satranç tarihinin en iyi oyun derlemeleri arasında anılır. Gerek rakiplerin düzeyi (Keres’in kitabına aldığı oyunların neredeyse tümü ünlü büyükustalara karşı oynanmıştır) gerekse analizlerin nitelikli ve öğretici oluşu bakımından her anlamda zirvede yer alan bu eser, ustanın 1958 yılına kadar olan oyunlarını içermekteydi. Daha sonra Batsford tarafından yayımlanan “Paul Keres: The Road to the Top” ve “Paul Keres: The Quest for Perfection” kitapları, orijinal eserin İngilizce çevirisine, Keres’in kariyerinin daha sonraki dönemlerine ait oyunların da İngiliz ustalar Harry Golombek ve John Nunn tarafından eklenmesiyle ortaya çıkmış bir nevi “genişletilmiş baskı” biçimindedir. Titiz çalışmasıyla bilinen Nunn’un analitik düzeltmelerini de içeren bu iki ciltlik eser her satrançseverin kütüphanesinde yer almayı hak eder dersek herhalde yanlış bir şey söylemiş olmayız.

keres4

Aşağıdaki oyun “Paul Keres: The Road to the Top” (Batsford, 1996) kitabından, bu satırların yazarınca dilimize kazandırılmıştır.

Keres – Winter
Olimpiyat, Varşova 1935
Sicilya Savunması

1 e4 c5 2 Af3 Af6 (D)

keres5

Nimzowitsch’in ortaya attığı bu devamyolu yardımıyla Winter genç rakibini açılış teorisinin daha az incelediği sularına çekmek ve böylelikle daha büyük bilgi ve deneyiminden yararlanmak istiyor. O zamanlar bu devamyolunun geneli hakkında ancak belli belirsiz bir bilgim olduğundan kısmen başarılı da oldu sayılabilir. Bununla birlikte bu taktiğin sonuçları Siyahın düşündüğünden biraz farklı oldu.

3 e5 Ad5 4 Ac3 e6

Burada Siyah 4…Axc3 5 dxc3 devamyolunu da seçebilirdi, ama bunu yapmakla 5…d6 6 exd6 sonrasında rakibine uzun süreli bir girişim vermiş olurdu. Oysa ki Siyahın ikinci hamlesini yaparken kaçınmak istediği şey tam da buydu.

5 Axd5 exd5 6 d4 d6

O zamanlar bu konum açılış kuramı açısından gayet iyi bilinmekteydi.

7 Fg5! (D)

keres6

Burada Beyaz genellikle 7 Fb5+, ya da 7 exd6 Fxd6 8 dxc5 biçiminde devam ederek ayrık d-erine karşı oynama yönüne giderdi. Yaptığım hamlenin bağlı olduğu ilginç fikir ise aklıma oyun sırasında geldi ve ben de denemeye karar verdim. Siyah şimdi çok nahoş bazı sorunlarla karşı karşıya, öyle ki modern turnuva pratiğinde bu devamyolu popülerliğini yitirdi.

7…Va5+

Beyazın 7 Fg5 çıkışının ana fikri, Siyahın 7…Fe7 hamlesinin 8 Fxe7 Vxe7 9 dxc5 sonrasında bir er kaybediyor oluşudur. Oyunda yapılan hamle ise Siyahın mantıklı yanıtıdır, çünkü 7…Vb6 hamlesi 8 dxc5 dxc5 9 Vxd5 sonrasında yitirilen er için yeterli karşılık elde edemez. Örneğin 9…h6 10 0-0-0! ile Beyaz çok güçlü bir saldırı elde eder, yine 9…Fe6 10 Fb5+ Ac6 11 Vd3 h6 12 Fd2 devamyolu da Beyaza üstünlük verir. Oyundaki hamleyle Siyah rakibini 8 Fd2 dönmeye zorlayıp ardından 8…Vb6 oynamak istiyor.

8 c3 cxd4 9 Fd3!

Sicilya Savunması ile başlayan oyunu bir çeşit Danimarka Gambiti’ne dönüştüren orijinal bir fikir. Burada Beyaz 9 Vxd4 Ac6 10 Ve3 biçiminde devam edebilirdi, ancak oyundaki sürdürüm daha enerjik ve Siyahı çözümü zor savunma sorunlarıyla karşı karşıya bırakıyor.

9…dxc3 (D)

keres7

Oyundan sonra satranç yayınlarında Siyahın bu er fedasını kabul etmesinin doğru olup olmadığı konusu bir hayli tartışıldı. Bana öyle geliyor ki Siyah, rakibinin daha iyi gelişimine karşılık elinde herhangi bir şey olsun istiyorsa kendisinin tek mantıklı seçeneği er fedasını kabul etmektir.

Nitekim, örneğin 9…Ac6′dan sonra Beyaz basitçe 10 0-0! oynayabilir ve 10…dxe5 11 Axe5 Axe5 12 Ke1 sonrasında tehlikeli bir saldırı elde ederdi. Eliskases–Frydman, Lodz 1938 karşılaşmasında Siyah 9…dxe5 10 Axe5 Vc7 oynamayı denediyse de Beyaz 11 0-0 Fd6 12 cxd4 sonrasında yine üstün konumda kalmıştı.

10 0-0 cxb2

Ama bu kırışın oynanılabilirliği çok tartışmalıdır, çünkü şimdi Beyaz feda ettiği materyalden kesinlikle daha ağır basacak saldırı olanakları elde ediyor. 10…Ac6 11 Ke1 Fe6 daha temkinli olurdu; ki bu durumda da Beyaz erlerinden birini 12 bxc3 ile geri alabilecek ve uzun süreli bir girişimi elinde bulunduracaktı. Olası bir devamyolu 12…dxe5 13 Axe5 Axe5 14 Kxe5 Fd6 (D)

 keres8

Diyagram – Analiz

15 Kxe6+ fxe6 16 Vh5+ biçimindedir ve Beyaz feda ettiği kaliteye karşılık çok iyi saldırı olanakları elde eder. (E.N.: yeniden ana devamyoluna dönüyoruz.)

11 Kb1 dxe5?

Önceki er kırışının değeri kuşkuluydu belki, ama bu alış düpedüz yanlış. Siyah gelişimde o denli geri kalıyor ki artık saldırıya karşı koyması olanaksız, burada 11…Ac6 12 Ke1 Fe6 (D) oynamak gerekliydi.

keres9

O zamanlar, Alman bir yazışmalı satranççı dostumla bu konum hakkında bir tartışmaya girişmiştik. Kendisi Siyahın üstün olduğu düşüncesindeydi ve bana, bu konumdan başlayan bir yazışmalı parti oynamayı önererek meydan okudu. İşte oyunun devamı:

13 Kxb2 Vc7 14 Va4 dxe5 15 Axe5 Fd6 16 Kbe2 Fxe5 17 Kxe5 Vd7 18 K5e3 0-0 19 Fxh7! Şxh7 20 Vh4+ Şg8 21 Ff6 Ff5 22 g4 1-0

Bu oyunun, 11…Ac6′dan sonra Beyazın konumunun açıkça kazanç olduğunu kanıtladığı söylenemez kuşkusuz, bununla birlikte Siyahın savaşmak durumunda olduğu zorlukları oldukça açık biçimde ortaya koyuyor – özellikle de bir masabaşı oyununda düşünme zamanının kısıtlı oluşu göz önüne alındığında.

12 Axe5 Fd6

Artık Siyahın iyi bir savunması yok, 12…Fe6 sonrasında Beyaz yine basitçe 13 Kxb2 oynayabileceği gibi, 13 Ke1 Fb4 14 Axf7! Fxe1 15 Axh8 ile sonuç alıcı bir saldırıya da girişebilir. Oyundaki hamleden sonra Siyahın konumu hızla çöküyor.

13 Axf7! (D)

keres10

Yalnız kalmış siyah şahın, Beyaz taşların yoğun saldırısına karşı koyması olanaksız; dolayısıyla bu at fedası oyunu kısa yoldan bitirir.

13…Şxf7 14 Vh5+ g6 (D)

keres11

Siyah 14…Şe6 oynarsa 15 Ff5+ hemen kazanır, 14…Şg8 15 Ve8+ Ff8 16 Fe7 Ad7 17 Ff5 de kaçınılmaz olarak kayba götürür. Öte yandan, Siyahın 14…Şf8 hamlesine karşı ise şu devamyolunu hazırlamıştım: 15 Kfe1 Fd7 16 Vf3+ (16 Ke3 de iyidir) 16…Şg8 17 Fe7! ve Beyaz kazanır.

15 Fxg6+ hxg6 16 Vxh8 Ff5

Siyahın konumu umutsuz, 16…Ad7 oynasaydı 17 Vh7+ Şf8 18 Fh6+ Şe8 19 Vxg6+ sonrasında d6-filini kaybederdi. Şimdi ise Beyaz doğrudan bir mat saldırısı ile kazanca gidiyor.

17 Kfe1 Fe4 (D)

keres12

18 Kxe4!

Siyah şahın son koruyucusunu da ortadan kaldırıyor.

18…dxe4 19 Vf6+ 1-0

19…Şg8 20 Vxg6+ Şf8 21 Vxd6+ sonrasında Siyah çabucak mat olur.


Ustalar Arasında

Estonyalı gencin parlak oyunu, doğal olarak çok sayıda turnuva davetini yanında getirdi. Bu davetlerden birini kabul eden Keres ilk ağır sıklet turnuvasına 1936 yılında Bad Nauheim’da katıldı ve ilk tur, tahtından yeni inmiş şampiyon Alekhine ile berabere kalarak iyi bir başlangıç yaptı. Ancak taktik acarlıklar ve yaratıcı fikirler, tek başlarına yürümekten sıkılıp uçarı kararlar ve maceracı açılışlarla yol arkadaşı olmaya karar verirlerse, ortaya çıkacak sonuç az çok bellidir: inişli çıkışlı bir oyun! Yine de, boşa konan bir taşa ve er eksik oyunsonlarına rağmen elde edilen 6.5/9 skoru, Keres’in birinciliği Alekhine ile paylaşmasına yetmişti. Ancak iki hafta sonra yapılan Dresden turnuvasında “çekirge” üçüncü kez sıçramayı başaramadı: Stahlberg, Alekhine, Engels ve Helling gibi oyunculara kaybedilen dört oyun, sonuç olarak da 3.5/9 ile 8-9. sıraları paylaşma. Ardından Zandvoort turnuvasında aldığı 3.’lük kötü bir sonuç sayılamasa da, Euwe, Fine ve Maroczy’ye üç oyun kaybetti. Genç Estonyalı yalnızca eskivlerine güvenerek ağır sıklet boksörü olunamayacağını zor yoldan da olsa anlamıştı, bu klâsta ustalarla başa baş mücadele etmek istiyorsa gardını almayı öğrenmesi gerekiyordu.

keres28

1937 yılı Keres için çok daha başarılı geçti. İngiltere’nin Margate kasabasında düzenlenen turnuvada Fine ile birinciliği paylaşan Keres, bu kez Alekhine’i inandırıcı bir biçimde yendi (oyunun bitirilişi, hemen tüm kombinezon kitaplarına girmiştir). Belçika’daki Ostend turnuvasında Grob ve Fine ile birinciliği paylaştıktan sonra Prag ve Viyana turnuvalarında tek başına birinci oldu. Kuzeyin bu taze soluğu, hamlelerinin orijinalliği kadar alçakgönüllü tavırlarıyla da izleyicilerin kalbini kazanıyordu. Keres’i gören herkesin özellikle söz etme gereği duyduğu (ve günümüz ustaları arasında da gitgide azaldığını üzülerek gözlemlediğimiz) bu tevazu, gariptir ki herkes tarafından olumlu bir işaret olarak algılanmıyordu:

“…Kendisinin aleyhine olarak gösterilebilecek tek etken ise alçakgönüllü oluşu. Şu ana dek Dünya Şampiyonluğu amacı güden hiçbir oyuncu bu yönüyle ün yapmış değildir.” (Šachový týden)

Mütevazı genç, Letonya’daki 17 turluk Kemeri maratonundan 11.5 puan toplayarak, evvelki yıl yitirdiği dünya şampiyonluğu unvanı için rövanş maçına hazırlanan Alekhine ile 4-5. sıraları paylaştı. Ardından kendi evindeki Pärnu turnuvasında vatandaşı (ve daimi rakibi!) Paul Schmidt’in gerisinde kalarak 2-4. olan Keres, kuzeye doğru yolculuğunu sürdürerek Stockholm olimpiyatında ülkesini birinci masada başarıyla (11/15) temsil etti ve gümüş madalya aldı. Şimdi önünde, çok daha zor bir sınav vardı: şampiyonluk adaylarının çoğunun yer aldığı Semmering-Baden turnuvası. Fine, Capablanca, Reshevsky ve Flohr gibi ustaların arasından, orijinal ve mücadele dolu oyunuyla sıyrılan genç oyuncu, 9/14 ile açık bir birincilik alıyor ve böylelikle 21 yaşında, kariyerinin ilk süper turnuvasını kazanıyordu. 1937 yılına İngiltere’deki geleneksel Hastings yılbaşı turnuvasında 6.5/9 ile Reshevsky’nin ardından 2-3.’lüğü paylaşarak nokta koyan Keres’in adı, o sene unvanını Euwe’den geri alan Alekhine’in karşısına çıkacak adaylar konuşulurken sıkça anılır olmuştu.

Unvan Maçına Beş Kala: AVRO 38

Satrancın zirvesinde durum karışıktı. Tacını tekrar ele geçiren Alekhine’in bir sonraki unvan maçını kiminle yapacağı konusu bir türlü netleşmiyordu. FIDE, şampiyonluk maçı yapacak adayın bir komisyon tarafından oylama ile (!) belirlenmesine karar vermiş ve Flohr’u seçmişti, Alekhine FIDE’nin seçimine herhangi bir öncelik tanımayacağını belirtmiş ve genç oyuncuların (Fine, Keres, Flohr, Reshevsky) henüz yeterince deneyim kazanmadıklarından dem vurarak Capablanca ve Euwe gibi eski şampiyonlara göz kırpmıştı. O zamanlar unvanın sahibi FIDE değil, dünya şampiyonunun kendisi olduğundan bu gibi karışıklıklar işin bir parçasıydı.

ImageServlet (15)

Hal böyleyken, Hollanda Devlet Radyosu AVRO dünyanın en güçlüleri kabul edilen sekiz oyuncunun oynayacağı bir turnuva yapma fikriyle çıkageldi (ELO listesindeki ilk sekiz oyuncunun TRT turnuvasında oynadığını düşünün). O zamana dek düzenlenen en güçlü turnuva olacak bu yarışmada şampiyon Alekhine, eski şampiyonlar Euwe ve Capablanca, genç nesilden ise Botvinnik, Fine, Flohr, Keres ve Reshevsky oynayacaktı. “Sonuncu olmamanın onur sayılacağı” bu turnuvanın ayrıntılı hikâyesine dergimizin ikinci sayısında yer vermiştik, dolayısıyla tekrara düşmemek için kısaca Keres’in birbiri ardından parlak ve inandırıcı oyunlar kazanarak tarihi bir zafer elde ettiğini söylemekle yetinelim. Bu başarının ne anlama geldiği aşağı yukarı açıktı: Estonyalı, Alekhine ile bir unvan maçı yapmaya “moral” bir hak kazanmıştı.

ImageServlet (5)Gelin görün ki bir unvan maçının gerçekleşmesi için moral bir haktan daha fazlası gereklidir, örneğin finansal destek ve tabii şampiyonun keyfinin gelmesi. Keres için ilk sorun aslında çözülmüş gibiydi; AVRO başladığı işi tamamına erdirmek için finansal desteğe hazır olduğunu belli etmiş ve Alekhine ile bir görüşme ayarlamıştı, ancak şampiyonun keyfini getirme konusunda herhangi bir müdahalelerinin olamayacağı apaçıktı. Nitekim satranç tahtasındaki dehasının aksine, ahlaki konularda klasmandaki yerinin pek de parlak olduğu söylenemeyecek Alekhine, (politik meseleler de büyük olasılıkla işin içinde olmak üzere) başka hesapların içine girmiş ve Sovyetler Birliği’ndeki “nüfuzlu” kişilerin desteğini (ipucu: bıyıklı çelik adam) arkasına alan Botvinnik ile maç yapma olasılığını canlı tutmayı uygun görerek, Estonyalı’yla oynama işini ustaca yokuşa sürmüştü. Aslında bu gayet tanıdık bir temadır – 1975 yılında Fischer de Karpov ile oynamayı pek istemediğinden aynı taktiği kullanmıştı. Bazı şeyler hiç değişmiyor…

Hayat Devam Ediyor… Mu?

Keres’in unvan maçı oynama hakkı Alekhine’in yere döktüğü çivilere takıladursun, genç oyuncu hiç vakit kaybetmeden Leningrad-Moskova antrenman turnuvasına katılmak üzere SSCB’ye gitti… ve o yorgunlukla, 1936 Dresden’den sonra hayatında ikinci kez bir turnuvayı negatif skorla bitirdi (+3 -4 =10). Bu tarihten sonra bireysel turnuvalardaki ilk negatif skorunu vefatından iki yıl önce, Petropolis 1973 Bölgelerarası Turnuvası’nda alacaktı.

Ancak yorgunlukla gelen kötü bir skor çok bir şey ifade etmez (kaldı ki iyi şoförler de arada bir kaza yaparlar), nitekim genç usta bir sonraki sınavı olan Margate 1939 turnuvasını 7.5/9 ile Capablanca, Flohr ve Najdorf’un önünde tamamlayarak kendini affettirdi. Keres aynı yılın Eylül ayında Buenos Aires’te yapılacak satranç olimpiyatları için Estonya takımının birinci masası olarak Arjantin’e gitmişti ki… 1 Eylül’de Almanya’nın Polonya’yı işgal ettiği, buna karşılık İngiltere ve Fransa’nın da Almanya’ya savaş açtığı haberi geldi. Aslında Mart ayında Almanların Çekoslovakya’yı işgalinden beri bir şeylerin patlak vermesi beklendiğinden bu savaş kimse için pek sürpriz olmamıştı, öte yandan herkesin bildiği bir şey vardı: “filler tepişir, çimenler ezilir”. Keres bu gelişmelerden özellikle endişelenmişti, zira Birinci Dünya Savaşı sırasında işgal topraklarında doğmuş olduğundan anavatanının “çimen olmasının” ne anlama geldiğini gayet iyi biliyordu. Karar zamanı: Amerika kıtasında kalmak mı, yoksa Avrupa’yı saran yangının ortasına geri gitmek mi? Polonya takımının aslarından Mojsze Mendel Najdorf (satranç dünyası sonraları onu Miguel adıyla tanıyacaktı), anavatanına dönmek yerine Arjantin’de kalmayı seçti (zaten bir Yahudi için Nazi işgali altındaki Polonya’ya dönmek, toplama kampına dönmek olurdu) ve bu sayede hayatta kaldı – eşi, kızı, dört kardeşi ve anne-babasının aksine. Aynı takımın bir diğer ası Ksawery Tartakover ise kısa süreli bir duraksamadan sonra Fransa’ya giderek General Charles de Gaulle komutasındaki direniş güçlerine katılma yolunu tutacak; yaşamının bundan sonrasını Fransa vatandaşı olarak geçirecek ve Xavier adıyla bilinecekti.

paulkeres12

Peki, Keres ne yaptı?

Euwe’den gelen maç davetini kabul ederek Hollanda’ya gitmek üzere yola çıktı, elbette. Bir ay süren deniz yolculuğundan sonra Estonya’ya dönebilen genç satranççı, bir yolunu bulup Amsterdam’a giderek eski şampiyonla 15 oyunluk bir maç için kılıç çattı. Her iki oyuncunun da birbirinden güzel oyunlar ortaya koyduğu bu maçta, Keres’in siyah taşlarla kazandığı 9. oyun özellikle ünlüdür (bu karşılaşmanın kritik anlarını da dergimizin ikinci sayısında Yakup Erturan’ın köşesinde bulabilirsiniz). Bir önceki şampiyonu oldukça parlak oynayarak 7,5-6,5 yenen Keres için Alekhine’in karşısına çıkma hakkı tazelenmişti, savaşın gerçekleri ise bu türden düşünceleri geri plana itiyordu…

Gelecek Sayı: Bölüm – 2: Ezilen Çimenler Arasında

satrancsever1-horz

Satrançsever’in sayılarını temin etmek, ya da abone olmak için linki tıklayabilirsiniz.

Facebook'da paylaş